
CELSE
TANRININ İNSANLAŞTIRILMASI
Bu canlı celse, Totowa, New Jersey’de gerçekleştirilmiştir.
16 Temmuz 2011
Lee Carroll tarafından kanallık edilmiştir.
Okuyucuya yardımcı olmak adına, bu celse [Lee ve Kryon] tarafından daha anlaşılır bir hale getirilmek üzere tekrar elden geçirilmiştir. Genellikle canlı celseler, kağıt üzerine aktarılamayan bir iletişim enerjisi taşır. Temmuz 2011’de New Jersey’de verilmiş olan bu geliştirilmiş mesajın keyfini çıkarın.
Selamlar, sevgili varlıklar, Ben Manyetik Hizmetten Kryon. Bugün yine algı ile ilgili bir mesajla tekrar karşınızdayım. Bu gezegende, tam da şu anda meydana gelmekte olan değişim, sizinle ilgili. İletişim kurmak ile ilgili. Çünkü içinizdeki, sizin Yüksek Benlik adını verdiğiniz, tanımlanamayan o parça, üçüncü boyutta tam olarak ifade edilemez. Bu nedenle genellikle yanlış anlaşılmaktadır. Herkesin bu mesajı duymasının vakti gelmiştir, anlayamayacağınız bazı parçaları olsa da. İçinde bulunduğunuz kutu üçüncü boyutta bulunan bir hayatta kalma kutusu. Bildiğiniz her şeyden meydana geliyor. Bu nedenle gördüğünüz her şeyi, bildiğinizi sandığınız şeylere dayandırarak buna göre kararlar verirsiniz. Aslında, sizin için bir şeyi, bilmediğiniz bir şeye dayandırmanız zaten imkansızdır – yine de denemenizi istiyoruz.
Çokboyutlululuk, insanlık için anlaşılması oldukça zor bir kavram. İçine doğduğunuz paradigmanın ve hayatta kaldığınız bu realitenin dışına çıkmayı başarabilseydiniz, bu oldukça kafa karıştırıcı bir deneyim olurdu. O zaman, biz nasıl olur da sizden bildiklerinizin ya da deneyimlediklerinizin ötesinde farklı şekilde düşünmenizi isteyebiliriz ki?
Bu gezegen üzerindeki enerji değişiyor. Işıkişçisinin alet çantası da buna bağlı olarak gelişiyor diyebilirsiniz. Artık mümkün olduğunu söylediğim bu şeyi gerçekleştirmek için yeni alet çantası anahtardır: yaptığınızın öyle olduğunu bilmeseniz de çok boyutlu şekillerde düşünmeye başlayabilirsiniz. Görüyor musunuz, alet çantasının bir parçası da yeni bir yardım şekli. Yaşlı ruhun gelişen sezgileri ile işe başlıyor.
Bir doğrulama, anlamanız için bir niyet belirtme ile başlamamıza izin verin. Bunun gibi bir grup içinde, Ruhun karşısına oturduğunuzda, ya da şu anda bazılarınız gibi yalnız başınıza bu mesajları dinlediğinizde veya okuduğunuzda, size bir bilgi bahşedilmesini isteyin: “Sevgili Ruh, şu anda sunulan bilgileri çokboyutlu bir şekilde anlamama yardım et.” Çünkü ilminizi geliştirirseniz, perdenin öbür tarafı ile olan iletişiminiz de artacaktır.
Tanrının İnsanlaştırılması
Bu mesaja adını ben vereceğim. Bunu genellikle yapmam, çünkü bir şeyi etiketlemek 3B sebepler dolayısıyla yapılan bir şeydir. Realitenizde, duymak üzere olduğunuz bu mesaj için bir etiket istiyorsunuz. Bu nedenle size istediğinizi vereceğim, ikiye harften oluşan bir başlık. Ve bu başlık, “Tanrının İnsanlaştırılması” olacak.
Partnerim bir sandalyede oturuyor. Benim kavramsal düşüncelerimi size getirmesi onun 22 yılına mal oldu. Perdenin öbür tarafından gelen bu kavramsal düşünceler, her İnsanın içinde, Yüksek Benliğinizde bulunuyor olsa da onlara erişmek hiç de kolay değildir. Bunun nedeni, çokboyutlu bir hal içerisinde olmalarıdır ve bu hal ile İnsan bağlantı kuramamaktadır. Bunun içindir ki partnerimin kavramları, bir dizi sözcüğe lineerleştirmeyi öğrenmesi ve anlayacağınız lisanda bunları sunması tam 22 yıl sürdü.
Bugün burada öğreteceklerimi duyan ya da okuyanlarınız içinde anlamayanlar olacak. Bunun farkındayım, çünkü Ruh, İnsanlarla bu şekilde sözcüklerle konuşmaz. Aksine, Ruhun dili, sezgisel uyarılar adını verdiğiniz şekilde konuşur, lineer zamanın dışında ve birdenbire ortaya çıkar. En iyi bilgiyi bu şekilde alırsınız. Hatta birçoğunuz Tanrıyı tamamen çözdüğünüzü, anladığınızı sanıyorsunuz.
Lineerlik Üzerine Örnekler
Ben burada otururken, belki ilk defa burada bulunan bir kişi şöyle bir soru sorabilir, “Sen kimsin, Kryon, ve nereden geliyorsun?” Şimdi bu iki soru da bu mesajı duyan ya da okuyan bir kişi için mantıklı ve normal olabilir, fakat bu soruların kendileri peşin hükümlü lineer düşünmeye ihanet etmektedir. Çünkü Kryon bir kişi değildir ve hiçbir yerden gelmemektedir. Bu nasıl olabilir? Bunu size açıklamamın tek yolu size mecazi hikayeler, benzetmeler anlatmaktır. Bu benzetmeler, konuyu tam olarak desteklemiyor biliyorum, çünkü hiçbir benzetme kusursuz değildir. O zaman bu benzetmeleri, anlama sürecinizin başlangıcı olarak yakın birer örnek kabul edin.
Diyelim ki başka bir İnsan için inanılmaz bir sevgi hissediyorsunuz ya da beslediğiniz hayvanınız için mesela, ya da çocuğunuz için. Diyelim ki bu çok güçlü bir duygu, bazen sevinçten ağlamanıza neden olacak kadar güçlü! Şimdi böyle hissettiğinizde, etrafınıza bakıp şöyle der miydiniz, “Sen, aslında kimsin? Orada kim var?” Bu sevgiyi, bir bedeni varmışçasına işaret edip, “Nereden geliyorsun?” der miydiniz? Hayır! Aksine, sadece kabul edip şöyle derdiniz, “Benden geldiğini biliyorum, fakat aslında benim bir parçammışsın gibi de hissetmiyorum.”
Sevgi ile ilgili bir şey var. O, her yerden gelir. İnsan ruhuna nüfuz eder. Onu güçlü bir şekilde hissedersiniz. Size gönderildiğinin ya da çekildiğinin farkında olmazsınız. Fakat olağanüstü ve güçlüdür, sanki başka bir şeyin, daha büyük bir şeyin parçası gibidir. Belki de sizin genişleyen Tanrı parçanızdır? İşte bu doğrudur. Sevgi, tekil değildir. Onu parçalara bölemezsiniz, ya da bir bedene büründürüp bir ad veremezsiniz. Bedeninizin tüm hücrelerini ve tüm fonksiyonlarını etkileyen bir kavramdır o. Hatta bazen kontrolü ele geçirir! Bu, sevginin güzelliğidir.
Ben kimse değilim. Beni bu ses ile duyuyorsunuz, bir İnsan bedeninden gelen bir ses ile. Bu yüzden anlaşılabilir şekilde, kimin konuştuğunu merak ediyorsunuz. Ancak burada tekil olan tek şey benim gelip vasıtasıyla konuştuğum İnsandır. Ben en iyi şekilde, Evrendeki yaratıcı enerji kaynağının birleşimlerinin toplamı olarak ifade edilebilirim. Ben sayılamam ve münferit ya da yalnız da değilim. Beni işaretleyemezsiniz (3B özellikler ile tanımlayamazsınız). Yirmi iki yıl önce, kendimi tanıttım ve dedim ki, “Ben, o olan benim.” Ve sonra dedim ki, “Siz de öylesiniz!” Size dedim ki ben atomun merkezindeyim. Ve sonra dedim ki elektron bulutunun ve çekirdeğin arasındaki boşluk sevgi ile doludur. Sizin parçanız olan o müşfik, yaratıcı enerji kaynağı, benim de parçam. Hepsi bir bütün. Onu bir ağaçta, toprakta ya da çimende bulabilirsiniz. Onu havada bulabilirsiniz ama kim olduğunu soramazsınız çünkü biz tekil değiliz. Çorbadaki tadı sayamazsınız ya da “tuzun nerede olduğunu” tanımlayamazsınız. Çünkü o “sadece” çorbadır.
Tanrı, İnsan bilincinde olan bir İnsan aklına sahip değildir. Tanrı, birçok ayrı bilinç parçacıklarının toplamı da değildir, ve bu sizin için anlaşılması güç bir kavramdır. Tanrı, her İnsan ile konuşabilir – 6, 7 milyar insanın hepsiyle – hem de aynı anda. Tanrı, her biriniz ile sevgi dolu, şifa verici kişisel konuşmalar yapabilir. Bunu bir düşünün. O kimse olamaz. O Evrenin yaratıcısıdır. O, ilahi, zeki, sevgi dolu bir enerjidir. Bu kaynağı insanlaştırmayın! O size benzemez.
Lineer Düşünen İnsan
İnsanlar, her şeyi bölmek ve kişiselleştirmek ister. Bölmek, tanımlamak ve ölçmek istersiniz. Bu İnsan doğasıdır, çünkü iletişime geçtiğiniz canlı her şey, ayrı ve tekildir – bir İnsan, bir hayvan, bir böcek ya da ağaç. Tek ortak noktaları budur. Hepsi bir kapalı yaşam sistemidir ve TEK bir şeydir. Bu yüzden Tanrıyı bu kutuya yerleştirmek size kendinizi daha iyi hissettirir. Çünkü ancak bu şekilde nasıl davranmanız gerektiğini ya da Ruha nasıl tepki vermeniz gerektiğini kavrarsınız. Tanrıyı lineerleştirmek, size, neyi ne zaman nasıl yapmanız gerektiğini hissetmenize yardım eder. Tüm hayatınız boyunca öğrendiğiniz hayatta kalma özellikleri buna dahildir ve biz buna İnsanın lineer ön yargısı adını veririz. Tanrı, bir otoriter figür olarak, sakallı ve kalın sesli bir insan formunda daha iyi anlaşılmaktadır.
Tanrı otoriter de değildir! Ancak birçoğunuz bunu kabul etmeyecek. “Evrenin yaratıcısının, yönetimi elinde tutmadığını mı ima ediyorsun?” Öyle demedim. Tanrının bir otoriter figür olmadığını söyledim. Tanrı ailedir. Yetkin bir enerji var ise, onu Tanrı ile paylaşırsınız çünkü Tanrı içinizdedir. Bu nedenle, otoriter figür SİZSİNİZ
Bir protokol, kural da yok! Beni duyuyor musunuz? Genel kabul görmüş bir protokol yok! Binlerce yıllık dinler, “Tanrının lütfunu alabilmek” için binlerce “kural” yarattı. Ya hiçbiri gerçek değilse? Size bir şey sormama izin verin: kendi bedeninizin hücresel yapısıyla konuşmak isteseydiniz, kural ne olurdu? Siz ile siz, karşı karşıya, nereden başlardınız? Güzel kıyafetler giyip, dizlerinizin üzerine çöküp hazırlık yapar mıydınız? Bir şey icat edip, bazı hareketler dizini bulup bunun daha iyi işe yarayacağını düşünür müydünüz? Ya da sadece zihninize dönüp sahip olduğunuz o şey ile konuşup sorunu çözer miydiniz? Ne demek istediğimi anlıyor musunuz? İnsanlar asla Tanrının kendi içlerinde olabileceğini düşünmez. Aksine, onu kendilerinden ayırmak isterler. Onu yüceltmek ve yükseğe koymak ve hatta heykelleştirip kiminle konuştuklarını imgelemek isterler. İşte bu Tanrıyı insanlaştırmaktır.
Rehberler ve Melekler
Benim, Tanrıyı insanlaştırmada en kötü senaryo olarak adlandırdığım bir konudan bahsetmemize izin verin. Bu konu birçoğunuzun en derinine dokunuyor. Konu, rehber ve melekleri nasıl imgelediğiniz. Şimdi, söyleyeceklerim bugüne kadar size anlatılanlardan tamamen farklı olacak. Bunun için farklı düşünmeye hazır olun. Hiçbir ilahi varlığı yok etmeyeceksiniz, sadece onu çokboyutlu düşünme biçimine uygun hale getireceksiniz.
Melek diye bir şey var mı? Kesinlikle, fakat düşündüğünüz ya da size öğretildiği şekliyle değil. Yardımcılar var mı? Kesinlikle, fakat yine, sandığınız gibi değil. Kadim zamanlarda melekler İnsanları ziyaret ettiklerinde, ve bu deneyime tanıklık edenlerin bu olayları yazıya döktükleri günlerde, sizi temin ederim ki olanlar kağıt üzerinde ifade edebileceklerinden çok daha farklıydı. Bir melek, bir İnsanın karşısında belirdiğinde, dönen bir top şeklindeki enerji olarak, bazen de sıcak olmayan ve yakmayan bir ateş olarak görülürdü. Melekler, İnsan şeklinde değillerdir ve hiçbir zaman da olmadılar. Onlar, çokboyutlu varlıklardır, 3B değil. Yine de onlara bir ten ve kanat takıp isim vermek istiyorsunuz! Neden? Çünkü kendinizi daha iyi hissetmenize neden oluyor. Bunu anlıyoruz.
“Kim onlar?” Onlara isim veriyorsunuz; onlara özellik atıyorsunuz. Bu melek bunu yapar; şu melek şunu yapar. Ya size hepsinin aynı olduğunu söyleseydim? Tepki gösterirdiniz. “Bundan hoşlanmadım. Onların birey olmasını ve farklı şeyler yapmalarını istiyorum.” İnsanlar, meleklerin “Tanrının ilahi fabrika işçileri” olmalarını istiyor, her birinin farklı bir görevi olmasını. Ama öyle değil! Nefesinizi içinize çektiğinizde, hava, adları ve görevleri olan bireysel moleküller olarak sıraya girip ciğerlerinize doluyor mu? Fizikte dolaşıklık adı verilen kavrama alışsanız iyi olur. Bu, bir maddenin “her zaman her şeyle bağlantılı” görünmesi gibi tuhaf bir özelliğini açıklayan, kuantum dünyasında kullanılan bir sözcüktür.
Derin ve güzel olan bir şeye alışmanızı istiyorum. Siz, her şeyin bir parçasısınız! Birbirinizden ayrı değilsiniz. Birbirinize aitsiniz. 3B bireysel bedenleriniz olabilir, fakat çokboyutlu dünyada, her şey ile bağlantılısınız!
Rehberlerden ve yardımcılardan daha özel ve tarihsel bağlamda bahsedelim. Eski kanallıklar / mesajlar, her insanın üç rehber varlığı olduğunu kabul etti. Bu “üç” sayısının yeni bir bakış açısı ile farkında olmalısınız çünkü şimdi size 3B dışında bir şey vereceğim.
Yirmi yıl önce, “üç rehberiniz var” algınızı tamamen destekler göründüm. Bu size hizmet etti, ve başka bir şekilde anlamanızda herhangi bir ilim yoktu. Ama artık var. Size haberlerim var: üç rehberiniz yok. Üç sayısı sadece yardımcı enerjinin numerolojik tanımlamasıdır. Üç sayısı başka bir anlama “işaret” etmektedir.
Bugün size önceki celsede dedim ki tüm celselerime üçüncü dilde katkıda bulunuyorsunuz. Bazılarınız sözlerimi duymuyor bile. Aksine, kendi kişisel mesajınızı alıyorsunuz ve size o anda aktarılıyor. Bunun için bizim “Üçüncü Dil” adını verdiğimiz şey, bir katalizör, bir çokboyutlu lisandır. Sizinle benim aramızdaki enerjiyi katalize eder, ve siz benim karşıma oturduğunuzda, üçüncü gözünüzü, epifiz bezinizi ardına kadar açarsınız. İşte o an katalizör enerjinin işe başladığı ve sizin sezgisel mesajlar aldığınız zamandır.
Katalizör, özünüz ya da Yüksek Benliğiniz adını verdiğiniz enerji ile benim bulunduğum perdenin diğer tarafı arasındadır. Bu dil, sezgileriniz vasıtasıyla çalışır, size anlık ifşaatler, bilgiler verir, elinizi tutar, sevgi verir. Üçüncü Dil budur.
Üç Rehberiniz Yok
Her birinizin üç rehberi var gibi görünüyor çünkü Ruhun insanlık ile kullandığı üç ayrı ilahi enerji bulunmaktadır. Bunu fark eden ve bu gerçeği yayınlayan ilk İnsan, İlyas Peygamberin takipçisi, Elyesa (Elisha) idi. İlyas’ın yükselişini izlerken, İlyas’ın bulutlara sürdüğü at arabasının üç beyaz at tarafından taşındığını gördü. Tüm bu deneyime Merkabah adını verdi. Bu kelime, İbranicede “sürmek” anlamına geliyordu.
Elyesa’nın gördüğü, İlyas’a ait üç enerjiden başkası değildi ve onlar ne melek ne de rehber varlıklardı. Aksine, İlyas o enerjilerle dünyaya gelmiş onlarla da dünyadan ayrılmıştır. Sevgili varlıklar, öyle derin ve güçlü bir ilahi enerji ile dünyaya gelirsiniz ki bir parçası tüm yaşamınız boyunca sizden uzakta durur. Sandığınızdan çok daha büyüksünüz. Rehberleriniz sizin bir parçanız. Sizden ayrı değiller, başka yerlerden gelmiş de değiller ve de değişmezler. “Ahh, Kryon, eski kitaplarında değiştiklerini söylemiştin.” Elbette, söyledim, ve bunu, ilahi realiteyi daha basit bir şekilde anlayabilesiniz diye yaptım. Artık, mezun oldunuz.
Ruhun Karanlık Gecesi – Görünüşte Rehberlerin Değişimi
Şimdi size duymanız gereken başka bir bilgi daha vereceğim. Birçoğunuz, meleklerinizin, rehber varlıklarınızın ya da onlara ne ad veriyorsanız, bir süreliğine gittikleri bir durum yaşadınız. Kryon çalışmalarının başlangıcında, size 90 gün boyunca bir kalibrasyon dönemi deneyimleyeceğinizi söylemiştik. O zamanlar buna “Aşı” adını verdik. Çünkü o, “değişime izin vermenizin aşılanmasıydı.” Ve bu duruma rehber ya da meleklerinizin sizi 90 gün boyunca terk ettiği algısı eşlik ediyordu.
Yeniden ayarlanma sürecinden geçen her İnsan, bunu kaç kere yapmış olursa olsun, her defasında hiçbir yardımın gelmiyor göründüğü, Ruhun sizden uzak durduğu hissi uyandıran bir dönemden geçer. Şimdi, bu bilgiyi size veriyorum çünkü bazılarınız bu süreçten geçecek ve bazıları zaten geçmiş durumda, ve aslında bu hiç de sandığınız gibi bir şey değil. Şimdi, beni aslında ne olduğunu açıklarken iyi dinlemenizi istiyorum.
Bu yeniden ayarlanma döneminde, Ruhun sizi dinlemediğini ya da rehberlerinizin gittiğini hissettiğinizde, yapılabilecek en iyi şey sadece açıp bir kitap okumaktır. Bu durumu anlamaya çalışmayın. Kararlar vermeyin. Yaşadığınız yeri değiştirmeyin. İlle de bir şey yapacaksanız bir sandalyede oturun ve şöyle deyin, “Teşekkür ederim, Tanrım, beni bu süreçten geçirecek kadar önemsediğin için. Çünkü bunları yaşıyorsam değişiyorum demektir.” Evet değişeceksiniz!
İnsanlar, niyetleri ve hür iradeleri ile yüksek titreşime geçmek için yeniden ayarlanırlar. Bu ayarlanma süreci ile daha fazla ilahi görüş, daha fazla sezgi, daha fazla ışık, ve kim olduğunuza dair daha fazla ifşaat ortaya çıkar. Başardıkları enerji değişimi ile yeniden ayarlanmış hale geldiklerinde, görünüşte, rehberler de geri döner! Fakat size gerçeği söyleyeceğim. Değiştiklerine mi inanıyorsunuz? Ha ha. Değişmezler. Daima orada olan aynı enerji yine oradadır, tek fark, artık onları daha iyi görüyor olmanızdır! Ne demek istediğimi anlıyor musunuz? Ancak, 3. Boyutta, bir grup enerji gitti yerine yeni bir grup enerji gelmiş gibi görünmektedir. Gerçek şu ki öyle bir seviyeye yükselirsiniz ki size artık farklı görünürler! İşte bu kadar değişirsiniz. Değişen sizsiniz, onlar değil.
Buna benzer, örnek bir olay var mı? Evet. Kutsal kitaplarınızda.. ne olduğunu söyleyeceğim. Bu bilgi kimseyi kızdırmak amacıyla verilmiyor, fakat bu tartışmada hiç beklemediğiniz kadar ileri gideceğim. Size gerçeği söyleyeceğim, ve bu çok güzel bir gerçek olacak. Tarihi kitaplarınızda, çok açık bir şekilde, açıklanamaz bir şekilde bu ifade edilmiştir. Sevginin üstadı, çarmıha gerilmiş olarak ölmektedir. Bu karanlık bir gündür, iktidar sahibi belli bir grup İnsan kendilerine çok daha fazlasını gösterebilecek bir üstadı öldürmeye karar vermişlerdir. Üstad, çaresizlik içinde bağırır, Gözyaşları yanağından süzülmektedir, der ki, “Tanrım, beni neden terk ettin?” Bir üstaddan böyle bir söz bekler miydiniz? Ki o Tanrının oğlu olarak ilan edilmiş bir üstaddır!
Size nedenini söyleyeceğim: Değişmek üzereydi! Geçirmekte olduğu değişim içerisinde, ona görünüşte rehberlik eden enerji yeniden ayarlanmaktaydı. İnsan İsa için, her şeyini yitirmiş gibi görünüyordu, fakat sadece bir an için. Açıkça sıkınıtı içindeydi, çünkü birden karanlıkta kalmıştı, tüm yaşamı boyunca gördüğü destek ortada yoktu. Sonra hepsi geri geldi, ve ilahilik gelişmiş olarak yerini tekrar aldı. İşte bu yükseliş sürecidir.
Sizde de bu özellik var. Bu “Tanrının Oğlu” size, sizin de “Tanrının Oğulları” olduğunuzu söyledi. Açıkça size söylemek istediği, dünya üzerindeyken yaptığı her şey, sizin de yapabileceklerinize örnek teşkil ediyordu. Bu süreçten siz de geçerseniz, size şunları söylemek isterim: Tanrı asla seni terk etmeyecek! Tanrıyı bedeninden söküp atamazsın. Tüm hayatın boyunca Tanrıyı reddedebilirsin, fakat bir şifacı ya da bir kanal / medyum ile birlikte yürüyen aynı sayıda melek, seninle de birlikte yürür. İnancın için kimse seni yargılamaz, sadece sevgi vardır.
Tanrı İle İletişim
Bir sonraki konudan bahsedelim – iletişim. Neden Tanrıyı insanlaştırmak istiyorsunuz? Daha önce de belirttiğim gibi, Tanrıyı kendinizden uzağa yerleştiriyorsunuz, onu Erkek yapıp sakal takıyor ve kalın bir ses tonu veriyorsunuz. Onu yaşlı bir büyük statüsüne koyup Onunla konuşuyor, ona tapıyor ve onu insanlaştırmak için heykeller dikiyorsunuz. Tanrı içinizde! Dünyanın yaratıcısının en büyük enerjisi, her bir İnsanın içinde, tam içinizde oturmaktadır. DNA’nın her bir parçası buna sahiptir, 100 trilyonlarcası. Biliminizin bimediği bir şekilde DNA molekülleri arasında bir bilinç ve dahi bir iletişim vardır. Tanrı içinizde! O zaman neden onu kendinizden söküp dışarı atıyor ve onun için binalar inşa ediyorsunuz?
Size bir şey sormama izin verin: diyelim ki vücudunuzdaki bir organınızla konuşmanız gerekiyor, ve o günün alıştırması böbreğiniz ile konuşmak. Bunun için gidip devasa bir böbrek inşa edip ona tapar mıydınız? Ah, ne kadar da 3 boyutlusunuz! Ne demek istediğimi anlıyor musunuz? Bedeninizin içindeyken neden bunu yapasınız ki? Çünkü Tanrının sizden geldiğini algılayamıyorsunuz. Kendinize dair resmi değiştirmenizin zamanı gelmiştir! Bunu yaptığınızda gözlerinizi açacak ve aynaya bakıp şöyle diyeceksiniz, “Ben O olan O’yum. Tanrı benim içimde.” Bir İnsan olarak bunu yapmak sizin için çok zor. Eski kurbanlık realitenizden dışarı çıkmanızı gerektiriyor.
Kültürünüz size ilahiliğiniz hakkında ne anlatıyor? Medyada gördüğünüz her şey size bozuk, eksik olduğunuzu söylüyor. Buna ihtiyacınız var, şuna ihtiyacınız var. Hiç size bakıp şöyle diyen bir reklam gördünüz mü, “Kendinizden başka hiçbir şeye ihtiyacınız yok. Şimdi bununla yaşamaya alışın.”? Hayır.
Ruh ile en iyi nasıl iletişim kurarsınız? Size söyleyeceğim. Kendinize aşık olmanız gerekiyor! Anahtar budur. Geçiş kapısı budur. İçinizde Tanrıyı taşımak konusunda iyi hissetmektir. Günahkar olarak doğmadınız; muhteşem bir şey olarak dünyaya geldiniz – muhteşem! Ve muhteşemliklerini keşfetmiş olan bu odadaki İnsanlar, egolarının esiri değillerdir. Onlar, sevgiyle hareket ederler, ve bu çok büyük bir farktır. Tanrıyı sevdikleri gibi kendilerini sevmektedirler. Işığın bir parçası olarak inandıkları şeyin arkasında durmak ile eski enerjiyi ve karanlığı temsil eden her şeyi reddetmek arasındaki dengeyi anlamaktadırlar. Aynı zamanda, egolarını köşeye sıkıştırmışlardır, bu nedenle asla onları kontrol edemez. Üstadların yaptığı ve öğrettiği şey budur. İçinizdeki yaratıcının parçasına dokunduğunuz zaman Tanrı ile iletişim otomatik hale gelir. Kapı bu şekilde açılmış olacaktır.
Cennette Savaş mı?
Bir an için tarihe bakın ve insanların Tanrı hakkında ve Tanrının tarihi hakkında neye karar verdiklerini görün. Bugün öğretilmekte olan tarihi anlatmak istiyorum. Bir zamanlar, Tanrının, Evrenin yaratıcısının, bir sorunu vardı. Görünürde bir savaş devam ediyordu. Bir şekilde, bu savaşa melekler de katılmıştı, bazı melekler Tanrının yönetiminden pek de memnun değildi. Şimdi, bu kulağınıza Tanrı gibi mi yoksa insan gibi mi geliyor?
Hikaye devam ediyor. Nihayet, savaş gittikçe kötüleştiği için, fitneci cenetten ya da ona her ne ad veriyorsanız oradan atıldı ve Yeryüzüne düştü. Takipçilerini de beraberinde getirip yer altına indi. Bir kuyruğu, boynuzları vardı ve ateş yakıyordu. Bir kez daha, sevgili varlıklar, bu size Evrenin yaratıcısı gibi geliyor mu? Olan her şeyin çokboyutlu kaynağı, sevginin kaynağı gibi geliyor mu? Hayır. Kitleleri kontrol etmek için Tanrıyı insanlaştıran bir masal gibi. Savaşları, insanlar yapar, Evrenin yaratıcısı değil. Cennette savaş mı? Bu hikayenin kendisi Tanrının insanlaştırılmasının son noktasıdır. İnsanlar, yargılama, cezalandırma, intikam ve dram üzerine senaryolar yaratıyorlar ve sonra bunu Tanrıya atfediyorlar. En ufak bir ruhsal mantık kıvılcımına sahipseniz, bu hikayedekinin Tanrıya değil İnsana ait bir kişilik sergilediğini görürsünüz.
Tanrı Sevgisi
Size daha önce çocuğuna bakan bir annenin hissettiğinin sevgiden başka bir şey olmadığını söylemiştim. Anne, çocuğuna asla onu görmezden geleceğini ya da kendisiyle yaşamın çok zor olacağını söylemez. Sözünü dinlemediği için çocuğunu karanlık bir odaya kapatmaz. Aksine, sevgi, anlayış, sabır gösterir, yardım eder. Hepsi bu. Perdenin öbür tarafında bulacağınız şey de budur, sevgili varlıklar. İşte bu sebeple şu anda karşınızda duruyorum. Neden Tanrıyı insanlaştırıyor ve bu yaratıcı enerjinin ihtişamını ortak bir dualiteye indirip küçültüyorsunuz? Nedeni, bu düşüncenin eski enerjideki İnsan düşüncesini temsil ediyor olmasıdır, yeni Dünyanın ilmini değil. İnsanlık değişiyor, ve aynı şekilde içinizdeki Tanrıya dair anlayış da değişiyor.
Yeni Enerji için bir Öğüt
Şimdi, yeni enerjide farkında olmanız gereken bir bilgi vereceğim size. Kendinizi kültürünüzden koparmayın. Eski enerjide, kendinizi karanlık şeylerden uzaklaştırıp başka aydınlanmış insanlar bulma ve gruplar kurma ya da belki çölde tek başınıza yürüme eğilimindeydiniz. Kabilenin kutsal insanları daima yalnız yaşarlardı! Bu size saflığınızı geliştirmeniz için öğretilmiştir ki Ruha daha iyi hizmet edebilesiniz.
Şimdi, yine de, ben size kibrit taşıyıcılar diyorum, ve bunun ne anlama geldiğini biliyorsunuz, Deniz Feneri. Karanlıkta ışık sağlıyorsunuz ve bunun için buradasınız. Dünya üzerinde barışı yaratmak için yüzde birin yarısından daha az insanın bu kibriti yakması gerekiyor. Bunun tohumları biz konuşurken zaten atılmıştır. Eski enerjide, kendinizi karanlıktan uzaklaştırırdınız; artık sizden kültürünüz içinde kalmanızı ve sadece kendi ışığınızı yakmanızı istiyoruz.
İşte size söylemek istediğim. Bu odada şöyle diyenler var, “Neden bu işte çalışmak zorundayım? Benimle benzer kafada kimse yok, ve burası karanlık bir yer. Burayı sevmiyorum ama gitmek zorundayım.” Bir kez daha, onlarca yıldır söylediğimiz şeyi tekrar söylüyoruz, eğer siz Deniz feneri iseniz, başka deniz fenerlerinin olmadığı bir yerde olacaksınız demektir. Hatta etraftaki tek ışık da siz olabilirsiniz. Ne kadar çok gemiye yolu gösterip güvenle ilerlemesini sağladığınıza dair fikriniz yok. Bunun için buradasınız – belki hiç yürümediğiniz yollarda yürümek, ya da belki karanlık yerlerde kalmak için.
Size Ruhun bir sözü var, yeni enerjide karanlık artık size dokunamaz. Tek ışığı tutan sizseniz, karanlık ona dokunamaz! Işığın yokluğu, ışığı bastıramaz. Karanlıkta size yaklaşan şeyler için korkmayın. Size dokunamazlar. Dokunamazlar! Kendinizi toplumdan çekmenize artık gerek yok. Buraya gitmediğiniz ya da şunu yapmadığınız için, mesela, kendinizle gurur duymayın çünkü görünen o ki sizinle aynı görüşte olmayanlara karışıyor gibisiniz. Etrafınızdakileri yargılamayın. Onların da sizin gibi Tanrının bir parçası olduklarını bilin. Aranızdaki tek fark, siz yaşlı bir ruhsunuz ve elinizde bir kibrit var! Sizde üstad tohumları var. Bu kibritleri onların daha iyi görebilmeleri için yakmak istemez misiniz?
Diğer insanlar, o hayat veren ışığın nereden geldiğini asla bilemeyebilirler. İsminizi bilmeyebilirler. Ancak aralarında kibriti elinizde tutarak durursanız, birbirlerini daha iyi göreceklerdir. Kutsanmış İnsanlar, birbirlerini aydınlıkta görebilenlerdir çünkü onlar savaşa gitmek konusunda isteksizdirler – ve bunun tek sebebi birisinin kibrit yakmış olmasıdır.
Kibrit, irfan sahibi olarak bu gezegende yaşayan aydınlanmış yaşlı ruh için bir benzetmedir. “O zaman ne yapmamız gerekiyor?” diyorsunuz. “Görevim ne?” Hiçbir şey yapmanıza gerek yok. Olmanız gerekiyor. Deniz feneri, denizdeki gemiler ile iletişim kurmaz. Sadece ışığını yakar. Etrafta dolaşıp misyonerlik yapmanıza gerek yok. Başkalarına Kryon kitapları dağıtmanıza da gerek yok. Hiçbir şey söylemeyin. Taşıdığınız ışık, kendisini, başkalarına nasıl davrandığınızla, ailenize nasıl davrandığınızla, İnsani durumlar karşısında nasıl davrandığınızla gösterecektir. Bu Tanrı sevgisini nasıl yansıttığınza dair aynadır.
Dram Makinesi
Her şey bir sorun mu? Sürekli hayatınızda bir dram mı var? Kaygı mı var? Sürekli başa çıkmak zorunda kaldığınız şeyler size çekiliyor gibi mi geliyor? Cevabınız evet ise, kibriti yakmamışsınız demektir. Ah, bir Işıkişçisi olabilirsiniz, fakat kibriti henüz yakmamışsınız. Sadece elinizde kibrit kutusu var. Ve o kutuyu hiç açmamışsınız.
Nasıl Çalışır
Sevgili İnsan, bu gezegende aktif bir amacın var ve dünyaya gelmenin bir nedeni var. Titreşiminizi yükselttikçe, Kristal Ağ, ki o bu gezegenin ezoterik bir ağıdır, kim olduğunuzu bilir. Titreşiminizi yükseltmeye başladığınız anda, gezegen ile, Gaya’nın kendisi ile iletişime geçersiniz. O da titreşimini değiştirmeye başlar çünkü siz de kendinizinkini değiştiriyorsunuzdur. Karanlık bir odada bir kibrit yakarsanız, odayı aydınlatır. Nihayetinde, kendi kibritlerini nasıl yakabileceklerini bilmek isteyen kişiler olacaktır ve onlar da kendi kibritlerini bulacaklardır. Sonra onlar da sizin gibi Kristal Ağı etkileyeceklerdir. Bu ağ, Gaya’nın bilincidir. Gayanın ağı değiştikçe insan da değişir. Bunu son iki jenerasyonda gördünüz. Günün mesajı buydu [daha önce Lee’nin verdiği dersin konusu].
İnsan bilinci değişiyor, tam da bizim 22 yıl önce söylediğimiz gibi. Zamanı geldi, artık ışık kendini gösteriyor. Orta Doğu’daki sorunların çözülüp sonsuza kadar sürecek bir barışın gezegende gerçekleşmesini görmeniz iki jenerasyon daha sürebilir. Ama şimdi başlıyor, ve sizler ön saflarda olanlarsınız. Hissettiğiniz de budur. Bu enerjinin gerektirdiği eylem, kültürünüzde kalmak ve kibriti elinizde tutarken onun bir parçası olmaktır.
Bir Işıkişçisi, ışığın işçisidir. Bu, dramdan uzak duran ve ne olursa olsun daha uzun ve huzur içinde kendini şifalandırarak yaşayabilen İnsandır. İster fiziksel ister psikolojik olsun, Işıkişçileri, DNA’larını yeniden yazmayı öğreniyorlar. Öğreti budur. Yapmaya başladığınız şey budur. Alet çantanız yeni üstatlık araçları ifşa etmeye başlıyor. Hatta bazıları size sihir gibi gelebilir, çünkü üç boyutlu algının dışındadırlar. Nihayetinde birgün onları her yerde görüyor olacaksınız ve bilim de hissettiklerinizi doğrular şekilde gelişmeye başlayacak.
Tanrıyı insanlaştırmayın! Aksine, Tanrının size Yüksek Benliğiniz vasıtasıyla uzattığı eli tutun ve onun bir parçası olsun. Ona tapınmayın ya da karşısında eğilmeyin. Aksine, içinizdeki Tanrı sevgisinin özünün bir parçası olun. İnsanlık tarihinde ilk defa, mezun derecesinin tohumlarına yaklaşıyorsunuz. Galaksinizin uzak köşesindeki varlıkları, bu noktaya varmayı başarmanızla uyandıracaksınız! Ah, sevgili varlıklar, bunun ne anlama geldiğine dair en ufak bir fikriniz yok!
Mayalar haklıydılar. İnsanlığın en yüksek bilince ulaşma potansiyeli ortaya çıkıyor. Her ne şekilde olursa olsun bu kesin bir şey değildi, fakat son iki jenerasyonun özgür iradesiyle, hiç olmadığı kadar yakın. Bu defa kendi kendinizi yok etmeyeceksiniz. Aksine, tersine çevirip sonuca bağlayacaksınız.
Dünya sizinle işbirliği yapacak. Yapmaya başladı bile. Yaşam döngüleri değişiyor, ve okyanusların soğuması başladı, tam da planlandığı zamanda. Dünya sizin müttefikiniz. Bu işte birliktesiniz, ayrı saflarda değilsiniz.
Sevgili varlıklar, tüm bu anlatılanlar gerçek. Bazılarını henüz anlayamıyorsunuz, fakat size diyorum ki: Kutsanmış İnsan, aynaya baktığında Evrenin tasarımcısının yüzünü tanıyandır. O zaman, gördüğü şeyi – içindeki Tanrıyı sevmenin doğru olduğunu bilecektir.
Bu günün mesajı budur. Ben Kryon, ve ben, insanlığa aşığım.
Ve öyledir.
KRYON
Tercüme
© 2011 Semra Ekmekci
2012 LimitSiz | http://www.2012limitsiz.com
e-mail: info@2012limitsiz.com
Facebook.com/2012limitsiz
Twitter.com/2012limitsiz
PDF formatında bilgisayarınıza kaydetmek için:
http://www.2012limitsiz.com/docs/kr16072011.pdf
-
giveaway69bop liked this
-
2012limitsiz posted this